Mehmet's Blog

by Mehmet Aktug

Read this first

Amerika

Düşündüm de; insanı en mutlu eden şeylerin başında hayallerini gerçekleştirebilmek geliyor. Amerika’ya gitmek de benim çocukluk hayallerimden birisiydi. Hep o filmlerde gördüğüm yüksek katlı binaları yakından görmek, örümcek adamın üstünden çılgınca ağlarını attığı o Brooklyn köprüsünden geçmek, Empire State binasının en tepesine çıkıp tüm New York City’i seyretmek, dünyanın en iyi üniversitesinin kampüsünde gezinmek vs. bunlar gerçekten benim çocukluk hayalimdi.

Fakat;

Oraya gittiğimde harika bir insanla tanışmak çocukluk hayallerim arasında değildi. Aklımın ucundan bile geçmezdi. Ya da şirketimizi temsilen dijital dünyanın en önemli konferanslarından birine gitmek de. Niagara şelalelerini görmeyi de pek çok isterdim ama sanırım böyle ‘harika’ bir insanla olacağını düşünemezdim.

Gerçekleri, hayallerinden daha güzel kılan bu harika insanlara teşekkürler.

Continue reading →


Araf

Aslına bakılırsa çok uzun zaman olmuştu roman okumayalı. 2011 ‘in başlarına kadar, “son okuduğum kitap Cin Ali Kitapları” diyenlerdendim hatta. Sanırım “gerçek anlamda” olgunlaşana kadar, kıymetini bilemediğim değerlerin en önemlilerinden birisidir kitap okumak. Açıkcası okuduklarını anlamak, kendi hayatındaki olaylara benzetmeye çalışmak, kâh kederlenmek, kâh keyiflenmek için bire birdir bu aktivite. Zaman alır evet, lâkin hiç bir değer, bu kadar katkı sağlayamaz insanın entellektüel dünyasına.

Bu kadar keyif alarak gerçekleştirdiğim bu aktivitenin, en büyük mimarıdır Elif Şafak, her ne kadar farkında olmasa da. Araf ‘da en etkileyici eseridir şu ana kadar yazdığı zannımca. Ya da bana en yakın. Bu sebepten ötürü de ilk söz sırasını ona verdim blogumda.

Her şeyden evvel, cevabı merak edilen soru ise şudur: nedir “araf” ? Araf, bazı din ve inançların ahiret kavramlarında yer alan,...

Continue reading →


Türk Kahvesi

Türk kahvesi. Her evin kapısından öyle ya da böyle girmiş bir içecektir kahve. Bir çoğumuz, ailemizi ne kadar süredir tanıyorsak, kahveyi de aynı ölçüde tanıyoruzdur büyük ihtimalle. Peki nedir bu içeceği bu kadar değerli kılan? Esrarengiz tadı mı? 40 yıl süren hatrı mı yoksa? Bunlar sanırım cevapları olmayan naçizane sorular.

Biraz tarihinden bahsedelim.

Kahveyi bir içecek olarak kimin bulduğu belli olmasa da, bu konuda pek çok rivayet mevcut. Bu rivayetlerden en kuvvetlisi de, 14. yüzyılda Yemen ‘de yaşayan bir çobanla ilgili. Aslında oldukça komik bir hikaye. Çoban, normalde miskin miskin gezen koyunlarının, bir anda çok enerjik olduklarını farkeder ve bunun sebebini araştırır. Sonra bir bakar ki, koyunlar bir bitkinin meyvelerini yedikten sonra bu hale geliyorlar. Bunun üzerine çoban da bu meyveyi yer. Acı gelir, kaynatır suyunu içer. Enerjisinin arttığını o da farkeder ve bu...

Continue reading →


Günlük Tutmak

Hepimiz, hayatımızda en azından bir kez olsun, günlük sayfalarına bir kaç satır karalamışızdır. Ya ödev vermiştir öğretmenlerimiz biz küçükken, ya da gerçekten unutamadığımız bir anımızı kaleme dökmüşüzdür. Fakat günlük tutmanın, insanın kendini daha iyi tanıması için bu derece değerli ve yararlı bir materyal olduğunu hiç bir zaman tahmin etmemiştim.

Hepimiz dostlarımızı dinliyoruz, dertlerine ortak oluyoruz, sevinçlerini alıp ikiye katlayıp beraber paylaşıyoruz. Mutlu oluyoruz, gülüp eğleniyoruz. Peki, bunca özveriyi dostunuz için değil de, bir kez olsun kendiniz için yaptığınız oldu mu? Gerçekten büyük bir merakla, kendinizi karşınıza alıp, ne derdi olduğunu, nelerden korktuğunu, kimleri gerçekten sevdiğini, kimleri gerçekten sevmediğini ve gelecek hayallerini… Bunlar hakkında ufak da olsa bir soru sordunuz mu karşınızdaki “kendiniz”e?

Ben artık sormaya karar verdim. Çünkü, insanın...

Continue reading →


İlhan Mimaroğlu

İlhan Mimaroğlu‘nun eserlerini ilk kez dinlediğimde, büyük ihtimalle çoğu kişinin verdiği tepkiyi verdim. Açıkçası, bu ritimsizlik ve elektronik müzik, kulağıma o kadar garip gelmişti ki. Hemen kapattım ve dinlemeyi bıraktım. Ardından İlhan Mimaroğlu’nun hayatını biraz araştırma fırsatım oldu. Size de öğrendiğim kadarını bahsedeyim. İlhan Mimaroğlu, 1926 yılında, ünlü Mimar Kemaleddin‘in oğlu olarak dünyaya gelmiş. Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun olduktan sonra, Ankara’da bir süre klarnet eğitimi almasının ardından da, benliğini tam anlamıyla müziğe adamış.

1955 senesinde, Rockefeller Bursu ile birlikte New York‘a giden Mimaroğlu, hayatının geri kalanını geçireceği ABD ile bu sayede tanışmış. Amerika’da kaldığı dönemde, çeşitli müzik eğitimleri almış, müzik eleştirmenliği ve Columbia Üniversitesi‘nde öğretim görevliliği yapmış.

Mimaroğlu’nu bu...

Continue reading →


Kürk Mantolu Madonna

Şu ana dek okuduğum en etkileyici kitabı az evvel bitirip, raftaki eski yerine bıraktım. Açıkçası duygular, hisler, aşk, hayata olan bu karmaşık düşünceler nasıl daha güzel ifade edilebilirdi bilemiyorum, sanırım hala şaşkınlık içerisindeyim. Okumadıysanız, kesinlikle bir şekilde edinin ya da kütüphaneden ödünç alarak okuyun diyerek sözüme başlamak istiyorum.

Belki, Sabahattin Ali ‘nin bu harika eserinden bu kadar etkilenmemin sebebi, içimdeki Raif Efendi ruhunun canlanmış olması oldu. Herkes biraz da olsa Raif Efendi ‘dir aslında. Öyle şeyler yaşar ki hayatında, bir ömre bedel bir sevgiyle dolan kalbi, fazlasını kabul edemez olur. Dahasını bulamayacağını bilir, aramaz olur.

Nasıl ki en ufak şeyler hayatımızı değiştirebiliyor, görmediğimiz güzellikleri, çirkinlikleri gösterebiliyor, yaşamadığımız hisleri, duyguları bize yaşatıyorsa, o tablo da, Raif Efendi ‘nin hayatını aynı o şekilde...

Continue reading →


Büyükada Gezisi

Adalar’ı ziyaret edip o doğallığı ve güzelliği kendi gözlerimle görmek yıllardır hep yapılacaklar listemde olmasına rağmen, ancak bu yaz Galatasaray – Liverpool maçı bahanesiyle yaptığım gezide bunu gerçekleştirme fırsatı buldum. Keyifli ve bir o kadar da yorucu bu gezinin baş kahramanı olan Büyükada’dan bahsetmek istiyorum.

Berker‘le birlikte olması sanırım bu gezinin en eğlenceli kısmı olsa gerek. Vapurdaki “sanatçılar”dan da bahsetmeden geçmek ayıp olur. Aslında onları merakla ve keyifle izleyen kitle gibi benim de aklımda kim olduklarına dair ciddi soru işaretleri kalmış olsa da, kendilerine özgü bu tarzlarını darbuka, tef ve kanunlarla ifade ederek güzel bir müzik ziyafeti çektirdiler bize.

Bu keyifli yolculuktan sonra “Büyükada”ya vardığımda, huzurun tam anlamıyla manasını kavradım sanıyorum. Yoğun, karışık ve bir o kadar da güvensiz İstanbul ‘un dibinde, cennetten bir köşeydi...

Continue reading →

Subscribe to Mehmet's Blog

Don’t worry; we hate spam with a passion.
You can unsubscribe with one click.

M9cLIEzocSi6TXWi5DeO